İNSAN OLMAK

İNSAN OLMAK

Kitabın yazarı: Engin GEÇTAN

Yayınevi: Metis

Tür: Kişisel gelişim

Sayfa sayısı: 183

Baskı tarihi: 1983

ARKA KAPAK:

İlk kez yayımlandığı 1983’ten günümüze defalarca baskı yapmış ve okurla kurduğu yapıcı ilişkiyi kanıtlamış olan bu kitabında Engin Geçtan insan olmanın ikilemini şöyle anlatır: “Çagdaş toplumlar kendine özgü bir olguyu da birlikte getirmiştir. İnsan eskisinden çok daha fazla sayıda insanla, çok daha kısa süreli, daha yüzeysel ilişkiler kurma eğilimindedir. Bu, soğuk bir günde karşılaşan bir grup kirpinin öyküsüne benzer. Kirpiler ısınabilmek için birbirlerine sokulurlar, ama dikenleri birbirine batar. Birbirlerinden ayrıldıklarındaysa soğuktan rahatsız olurlar. İleri geri hareket ederek sonunda dikenlerini batırmadan birbirlerini ısıtabilecekleri en uygun uzaklığı bulurlar.”

Günümüz dünyasındaki sosyal ve maddi değişimler düşünülürse, kirpilerin birbirine daha da çok ihtiyaç duyduğunu, her kirpinin bu ikilem karşısında kendi cevabını bulması gerektiğini, tam da bu yüzden İnsan Olmak’ın bugün daha da güncel olduğunu söyleyebiliriz.

YAZARIN HAYATI

Engin Geçtan (12 Ocak 1932, İzmir – 19 Şubat 2018) Türk psikiyatri profesörü, psikoterapist ve yazar.

İlk, orta ve lise eğitimini İzmir’de tamamladı. 1956’da İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesini bitirdikten sonra uzmanlık eğitimi için ABD’ye gidip New York ve Columbia üniversitelerinde öğrenim gördü (1956-1961). Bu süreçte genel psikoloji, dinamik psikiyatri, çocuk psikolojisi ve nöroloji alanlarında çalışmalar yaptı.

1968’de doçent, 1974’te profesör oldu. ODTÜ, Ankara, Boğaziçi ve Marmara üniversitelerinde öğretim üyesi olarak çalıştı.

Psikiyatri üzerine yazdığı kitaplarında genelde varoluşçu psikiyatri ve psikanalitik düşünceye yer verir.[2] Ayrıca, psikiyatriyi edebiyat alanında da kullanmış ve akademik çalışmalarının dışında, bir romancı olarak da tanınmıştır.

Özgürlük, depresyon, çocukluk, birey ve toplum ilişkileri, yaşam ve ölüm gibi temel varoluşsal kavram ve sorunların yanı sıra uyku, psikodrama yöntemleri, yeme bozuklukları gibi özel konuları da ayrıntılı biçimde ele alıp işlediği kitaplarında, genel olarak, yaşamı seyredenler ve gerçekten yaşayanlar diye iki tip insanı tasvir eder. Yaşamak için durup düşünmek ve sorun üretmek yerine hayata karışmayı salık verir. Sadece bireyin sorunlarıyla yetinmeyen Geçtan, toplumsal hastalıkları da sebep ve sonuçlarıyla irdelerken Türkiye özelinde toplumsal yapıdan örnekler verip bireysel sorunlara paralel toplumsal analizler yapar. (vikipedi)

TAHLİL

Kitap on üç bölümden oluşuyor, bölüm başlıkları şu şekilde:

Birey ve toplum

Ana baba ve çocuk

İnsanlardan korkmak

Öfke ve düşmanlık

Değersizlik duygusu

Kaygı

Sorumluluktan kaçış

Yalnızlık

Ortak yaşam ilişkisi

Nevrotik kısırdöngü

Yaşam ve ölüm

Kendini yaşamak

Epilog

 

BİREY VE TOPLUM

Varlığı tek başına huzur ve terapi olan doğaya atıfta bulunuyor Geçtan bu bölümün başlarında. Biz insanların doğaya olan bağımlılığımızı teknolojiye bağlanarak yitirdiğimizi söylüyor. Bireyin toplum karşısındaki rolünü ilkel toplumlara ve çağdaş toplumlara göre ifade ediyor. İlkel toplumlarda bireyler birbirine benzeyen, öğrenilmiş doğrulara sahip kişilerdir. İlkel toplumlarda davranışlar diğerlerinin onayına muhtaçtır. Çağdaş toplumlar ise insanın davranışlarında iç muhasebeye önem verir. Bireyler davranışlarını bu doğrultuda idame ettirirler.

 

ANA BABA VE ÇOCUK

Hepimiz esasında annemiz ya da babamızın ufak birer kopyası gibiyiz. Ne kadar yargılrsak da onlardan kaçmaya çalışsak da bir yanımız onlardan izler barındırıyor.

Ana baba ve çocuk arasındaki sorunların başlangıç noktası her zaman ana babadır. Yeni doğan bir bebeğin gelecekte yaşayacağı hayatının temelleri annesinin ona karşı beslediği ilk duygularla atılıyor. Bir bakıma yetişkinlikte verdiğimiz tepkiler, ilk muhataplarımız olan ana babamız tarafından bize öğretilmiş oluyor.

 

İNSANLARDAN KORKMAK

Onlardan korktuğumuzun farkında bile değilizdir çoğu zaman. Ama onların yanındayken tedirginlik hissederiz. Bunu diğerleri de hissedemez, korku öylesine kamfule olmuştur ki kişi kendi profilini sevecen, arkadaş canlısı olarak çizer.

 

ÖFKE VE DÜŞMANLIK

Hayatlarının büyük bir kısmını bastırılmış öfke ile geçirenler, bu öfkelerini yitirmeyeceklerini düşündükleri kişilere yöneltir. Arkadaş çevresinde sevecen ama aile içinde öfkeli kişilere de oldukça şık rastlanır.

 

DEĞERSİZLİK DUYGUSU

Eksiklik duygusu bizi diğerlerinden farklı ya da çaresiz kılmaz çünkü hayatı boyunca eksiklik duygusuna maruz kalmamış bir insanın varlığından bahsedilemez. İnsanın varoluşunda eksiklik duygusu vardır. Ama değersizlik duygusunun temelleri çocukluk yıllarımızda atılan ve kimliğimizi gün geçtikçe yıpratan bir olgu.

 

KAYGI

Kaygılarımız biz farkında olmadan bedenimiz tarafından defalarca kez dile getiriliyor. Kaygılarımız öylesine dile geliyor ki çoğu defa sebebinin kaygı olduğunu bile anlamıyoruz. Mide ülseri, bağırsak spazmı, hipertansiyon ve daha birçok rahatsızlığımızın temelinde doğrudan yaşanmayan duygularımız bulunuyor.

 

SORUMLULUKTAN KAÇIŞ

Başlıktan anlaşıldığı üzere bizim topluma ve daha birçok şeye olan sorumluluğumuz değil, kendimize olan sorumluluğumuz ele alınıyor bu bölümde. Önce kendine sonra başkalarına, ilkesi işleniyor. Kendine yetemeyen bir insanın toplumda çok da yer edemeyeceği anlatılıyor da denebilir.

 

YALNIZLIK

Yalnızlık tek bir sebebe indirilebilecek , tek bir sebeple anlatılacak kadar yüzeysel bir kavram değil, diyor Geçtan özetle.

Bir kişinin tek başına yaşaması biçimindeki somut yalnızlık, çevresi tarafından itilme sonucu yaşanan yalnızlık, bir insanın çevresiyle ilişkilerini en aza indirerek kendi seçimi ile yaşadığı yalnızlık gibi birbirinden çok farklı yaşantıların tümü “yalnızlık” sözcüğüyle dile getirilir.

 

ORTAK YAŞAM İLİŞKİSİ

Çevresindeki insanlara birey olarak bakmama sorunu üzerinden ele alınabilir bu bölüm. Karşıdakinin varlığını kendi varlığına araç etmeye çalışıyor ortak yaşam ilişkisini yanlış yorumlayanlar. Bu bölümde ana çocuk, ve eşler arasındaki çatışmalar da ele alınıyor.

 

NEVROTİK KISIR DÖNGÜ

Bölüm içeriğini anlatmadan nevrotik kelimesinin anlamını verelim. Nevrotik psikolojik bir terim olmakla birlikte sinirsel anlamına gelmektedir. Bu bölümde nevrotik kişiliklerin özellikleri, yanılgılarıyla alınmış.

Engellenmiş olmanın yarattığı düşmanlığı denetleme güçlüğü, kişinin diğer insanlar karşısında korku ve değersizlik duyguları yaşamasına neden olur.

 

YAŞAM VE ÖLÜM

İnsanın kendi sorumluluğunun doğrultusunda gösterdiği çaba hayatının özüdür.

Yaşam ve ölüm her ne kadar ilk bakışta bir zıtlık barındırsa da bir bütündür nihayetinde. Ölümün varlığı şimdiye anlam katan duygular yığınını oluşturuyor da denebilir.

Yaşlılık, çoğu insanın sandığı gibi durağan ve değişmez bir dönem değildir. Yaşamın tüm evrelerinin zorlanmalarına karşın var olabilmiş olmanın güçlülüğünü ve bilgeliğini içerir. Özellikle merak ve hayret tepkilerini sürdürebilen yaşlılar gerçekten dinamizmi olan varlıklardır. Yaşlı insan, bir yandan gidenin yerine konacak kimse olmamasının yarattığı yalnızlığın ve toplumsal statüyü yitirmiş olmanın getirdiği rol yoksunluğunun acısını yaşar, bir yandan da kendini ölümsüzleştirmenin yollarını araştırır. Bu nedenle yaşlı insanın zamanla ilişkisi ölümünden sonrasını da içerir. Miras düzenlemeleri, gençlere daha çok destek olma çabaları ve hayır yapma girişimlerinin temelinde geri de bir iz bırakma isteği bulunur.

 

KENDİNİ YAŞAMAK

Başlığı etraflıca düşününce toplumdan soyutlanmış bir ben olarak kendini yaşamalı insan diye düşündüm. Ama Geçtan kişinin bireyden topluma varan bir kendini yaşama sürecini ele almış burada. Toplumu kabul ile kendini yaşayan kişinin toplumdan soyutlanmasının söz konusu olmadığını savunmuş.

Ne var ki günümüzde pek çok insan, sonradan kendisini suçlu hissedeceği ya da çevresi tarafından suçlanmayla sonuçlanabilecek bazı davranışların yüreklilik olduğu sanısındadır. Bu insanlar kendilerini değil, çevrelerini değiştirmekle işe başladıkları için gerekli etkinliği sağlayamazlar. Çünkü etkinlik kavramı, insanın sonunda zararlı çıkacağı kahramanca görünümlü eylemleri değil, kendisinin ve inançlarının çevresi tarafından da benimsenmesiyle sonuçlanan sistemli bir kararlılığı içerir.

 

EPİLOG

Alışılmış haliyle son söz J

Geçtan bu bölümde önceki on iki bölümün ufak bir özetini de ele alarak mesleki kariyerini ve örnek aldığı kişileri ve ilham aldığı çalışmaları anlatmış.

 

 

Kitap benim için alışılagelmiş kişisel gelişim kitaplarından oldukça farklıydı. Sadece benim için demek de doğru olmaz çünkü kitap defalarca kez(26) baskı yapmış.

Kitabın dili sürükleyici, kelimeler birbirini takip ediyor. 13 farklı bölüm olarak yazılmamış da birbirini tamamlayıcı bölümler olarak yazılmış kitap.

Okuyanın acabalarına cevap bulabileceği türden bir kitap. Ben okurken zihnimde yeni kapılar açılıyormuş gibi hissettim. Son bir alıntıyla sonlandırıyorum.

Dünyada iki tür insan vardır: yaşayanlar ve yaşayanları seyredip eleştirenler. Seyretmek ölümü, katılmak ise yaşamı simgeler.

Keyifli okumalarJ

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir